Etkili bir evlilik duası

evlenmek isteyen kardeşlerimiz için etkili bir dua yazıyorum. Allah herkese hayırlı eşler nasip etsiN

1-ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİNİL FATİHİL EBVAB.
Bu Dua 1001 Ddefa Pazartesi ve Perşembe Geceleri Okunur.Çok etkili bir Dua.Bu Duayı Okuduktan sonra 3500 YA SEMİ’U Derseniz Daha Etkili Olduğu Söylendi. Selametle Kalın.Biliyorsunuz YA SEMİU Evlilik için Okunan güzel bir Esmadır.Bence Yanında YA FETTAH’da Okumak Lazım489

2-KEZALİKE ZEVVECNAHÜM BİHURİN IYN 1000 Hergün

Sevgilinizin sizi özlemesi için dua

Ya kadir ya Allah ya rahman ya Allah ya rahim ya Allah ya Kerim Ya Allah
bunu en az 100 kere okuyun mümkünse her gün daha ilk okumada faydasını göreceksiniz. Tecrübe edilmiş, denenmiştir. Allah’ın Esma-ül Hücna’sında geçen isimlerdendir. denediğinizde şaşıracaksınız. Uyguladığınızı kimseye söylemeyin.Bazı okumaların etkisi başkalarıyla paylaşıldığı zaman azalır.

Eş bağlamak eşinizin kendinize bağlanması için dua

Eşinizin size bağlanması,yalnız sizin için yanıp tutuşması,gözünün sizden başkasını görmemesi için,Tebbeti oku,Niyet ederek eşinizin anne ismi ile beraber söyleyin.
Şimdi arkadaşlar bu duayı görünce ‘aaabu düşman için okunur,biz öyle biliyoruz’diyeceksiniz.evet doğru1000 defa okunur düşman için.Ancak sizler bu sureyi sadece 1 belkide 2,3 kere okuyacaksınız,yani sayı verilmemiş.Siyelim eşinizle veya sevdiğinizle berabersiniz,çarşıda geziyorsunuz,aklınıza geldi 1 kere niyetlenerek okuyabiliyorsunuz.Yada o uzakta oturuyorsunuz aklınıza geldi 1 kere yada 2 kere okuyup biyetlenerek sevdiğinizi veya eşinizi aklınıza getirip  okuyabiliyorsunuz.Ben denemedim.Daha doğrusu hep unutuyorum…Defterime kaydetmişim,bilmiyorum,kardeşlerim.Yazdığım notu size aktardım,doğruyu Allah bilir.sevgilerimle…

Karı koca eşler için dua

Karı koca gibi eşlerin arasını düzelten bir dua. Arkadaşlar geçen hafta bi akrabamın eşiyle arası açılmış adam kadını götürüp babasının evine bırakmış zor durumdaydı..eşimle barışmamda bana yardım eden hocayı önerdim o kadar parayı bulamam dedi..bende ona o zaman dua et dedim tamam ama ne okuyayım adamın gözü dönmüş buna bişey fayda etmez dedi..ona aynen şu şekilde dua et deyip anlattım inanın daha 3. gününde eşi aramış Ya Bize Noldu Fatoş Hiç Yok Yere Boşanacaktık Hazırlan Gelip Alıcam Seni demiş güzel dimi şimdi gelelim dualara…

önce güzelce bi abdast alıcaksınız ALLAH’ın huzuruna çıkacağınız için lütfen kılığınız kıyafetiniz temiz ve özenli olsun sonra 2 rekat RABBİM seni rızan için diye namaz kılın namazı bitirdikten sonra seccadeden kalkmayın rahman süresini niyetinizi düşünerek okuyun biter bitmez secdeye kapanıp niyetinizi ALLAHA söyleyin yalvarın peygamber efendimizi vesile ederek istiyorum ismi azam hürmetine istiyorum deyin. sonra kalkıp 2 rekat daha ALLAH rızası için namaz kılın ve muhammet süresi okuyun süre biter bitmez yine secdeye kapanıp dileğinizi ALLAHA anlatın… RABBİMİZ in bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu düşünün o anda size size şefkatle baktığını düşünün yani arkadaşlar o an bu duyguları yaşayın sadece duları aklınızda bin tane düşünceyle okuyup kalkmayın niyetinizi düşünün ALLAHI düşünün.. evet buraya kadar tamamsa son bişey kaldı tesbih çekilecek 1000 tane ya vedud ya mukaddim çekilecek ayrı ayrı değil 2 ismi aynı anda okyup bitirin… buna 7 gün devam edin…

Sevdiğinizin size karşı yumuşak davranması için dua

Sevdiğinin Kalbini Yumuşatmak için, yapılması gerekenler
Imami gazalinin duası

Hadid suresi 9.ayet

Ve innallahe biküm le raüfün rahim

Bu duayı 100 kere tespih çekiyorsun,katılaşmış gönülleri yumuşatmak için,şöyle niyet edebilirsin,sana hain davranan,çekemeyen kim varsa(kaynanan,komşunieşin,kardeşin,v.s.)
Niyet ettim Allah tealanın rızası için falandan olma filanın,bana karşı kalbi yumuşayıp,bütün düşmanlıklarının,dostluğa çevrilmesi,bana karşı hainlik düşünmemesi,beni kendine dost görmesi için,falancanın bana karşı düşündüğü bütün kötü niyetleri iyiye çevir Yarabbi,bana güvendim,sana sığındım,hakkımda ne kadar kötülük düşünüyorsa iyiye çevir,beni gözünde şirin ve sevimli göster gibi,içinden nasıl geliyorsa.
Şu günde şu kadar çekilecek denmiyor.Ama bu işle ilgilenen bir kaç arkdaşıma sordum kalbini yumuşatmak istediğin kişinin isminin ebced değeri kadar okunursa daha faydalı olur dedi.Ve en az 7 gün veya 21 gün okursan faydalı olur inşallah dedi.Yazılan budur.Denemedim.çok şükür ihtiyacım da yok şu anda.
Allah kabul etsin,sevgilerle…Umarım kabul olur.İnşallah başka soru kalmamıştır akıllarda.

Celp için yapılması gerekenler

Celp etmek için kendine bağlamak ve sevdirmek için günü ve saati yoktur.

2 rekat namaz 100 tevbe 100 salavat 131 vedduha suresi 28 ayetel kürsi 21 fatiha şerife oku bitince 100 tevbe 100 selavatla bitir sonra zilzal suresini eştaten kadar 3,7 kere oku

vedduha
1. Vedduha.
2. Velleyli iza seca.
3. Ma vedde’ake rabbüke ve ma kala.
4. Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ula.
5. Ve lesevfe yu’tıyke rabbüke feterda.
6. Elem yecidke yetiymen feava.
7. Ve vecedeke dallen feheda.
8. Ve vecedeke ‘ailen feağna.
9. Femmel yetiyme fela takher.
10. Ve emmessaile fela tenher.
11. Ve emma binı’meti rabbike fehaddis

zilzal suresi

Bismillâhirrahmânirrâhîm.
İzâ zülzilletil’ardu zilzâlehâ. Ve ehrecetil ardu eskâlehâ. Ve kalel insânü mâlehâ. Yevmeizin tühaddisü ehbareha. Bienne rabbeke evhâlehâ. Yevmeizin yesdürünnâsü eştâten… Buraya kadar okuyacaksınız.

denemedim bilmiyorum.Bu formülü veren kişi bilgisine güvendiğim biri.Denememi gerektirecek bir durum olursa ilk başvuracağım formüllerden birisi..İnşallah başka sorulacak bişi yoktur.Allh kabul etsin..

Farklı Farklı Muhabbet Duaları

Muhabbet duaları isteyenlere,

Bu sabah namazından sonra olan okumalar gerçekten çok tesiri formüllerdir
Defalarca denenmişlerdir
Hiç kuşkunuz olmasın
Özellikle 1. dua yı her iki haliylede denettim
Faydası müşahede edilmiştir

Formül 1-
Bu formül sihri batılda yer alır
Alıntılandığı elyazması kitap bendede mevcuttur
Kitapta yazan şudur
Her kim inanmaz ise …. olur na’zubullah
3 sabah, sabah namazının arkasından hiç söylemeden bu duayı 100 kere okusa
Matlub hasıl olur
Eğer olmazsa bana ….. etsin der kitabın yazarı

Bismillahirrahmanirrahim
Ya kadim ya kadim ya kadim ya ehad ya Muhammed ban lem yelid ve lem yuled
Ve lem yekül lehü küfüven ehad
Ve sallallahü ala Muhammed ve alihi ecmain

Not= diğer kaynaklarda ‘’ban’’ ola kısımı gelen olarak ‘’ya men’’ olarak kullanılsada
Ben her iki şekliylede denettim. Her ikiside fayladır biiznillahi teala

Formül 2-
Buda elyazması başka bir kitaptandır
Aynen kitaptan aktarıyorum

Muhabbet için her kim inanmazsa …. olur na’zu bullah
3 sabah, sabah namazından sonra kimseye söylemeden 101 kere bu duayı okuya
Yalnız 3 sabah ara vermeden okunmalıdır
Gayet mücerreptir(çok faydalıdır) olmazsa bana ….. ede der yazar
Dua budur
Bismilllahirrahmanirrahim
Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim
Ya kadim ya daim ya vitr ya ehad ya samed ya men lem yelid ve lem yuled
Ve lem yekül lehü küfüven ehad.
Sallallahü teala aleyhi ecmain.

Formül 3
Buda yine başka elyazması bir eserdendir
Muhabbet için her kim inanmazsa …. Olur na’zu bullah
3 gün sabah namazından sonra hiç kimseye söylemeden
100 kere oku. Eğer muradı hasıl olmazsa … ede
Lakin harama kullanmaya
Dua budur

Bismillahirrahmanirrahim
Ya kadim ve sallallahü ala seyyidina Muhammed ve alihi ecmain

Not=inamayan kafir olur olmasa bana lanet et gibi kısımları yazmıyorum
Başka yönlere çekilebilir
Amaç duaların tesirinin büyüklüğünü ve önemi belirtmektir vesselam.

(HAVVASUL_ESRAR)

Kuantum Sıçraması ve Farklı Teoriler

Kuantum Kuantum sıçraması, Albert Einstein’ın görecelilik teorisi, ışığın hızını evrensel hızı sınırı olarak belirledi ve mesafe ve zamanın mutlak olmadığını, kişinin hareketi ile etkilendiğini gösterdi.

Hareket halindeki bir saat her zaman hareketsiz bir saatten daha yavaş çalışır görünür, çünkü zaman bir cismin hareket ettiği hız ile ilişkilidir. Teoride bu gerçek zaman yolculuğunu mümkün kılıyor – en azından eğer çok hızlı bir uzay gemisine sahipseniz.

Şunu düşünün: Eğer bir astronot ışık hızının hemen altındaki bir hızda altı ay boyunca uzayda seyahat ederse ve Dünya’ya geri dönmesi de altı ay sürerse, gelecekteki dünyaya ayak basacaktır. Astronotun ışık hızına ne kadar yakın yolculuk yaptığına bağlı olarak astronotun saatinde bir yıl geçerken, Dünyada on binlerce yıl geçmiş olabilir.

Columbia Üniversitesi fizik profesörü ve ‘Kozmosun Dokusu: Uzay, Zaman ve Realitenin Niteliği’ kitabının yazarı Brian Grene, “Sonuç şu ki, fizik yasaları zaman yolculuğuna izin veriyor” dedi. Ama Einstein’ın tasarladığı şekliyle uzay ve zaman yasaları kuantum teorisinin garip kuralları ile revize edilebilir. Kuantum teorisi evreni dolduran mikroskobik rastgele olmayı tanımlar.

Evrenin süreksiz olduğu atomaltı ölçekte, fizikçiler yerçekiminin nasıl davrandığını bilmiyorlar. Princeton Üniversitesi’nden astrofizikçi Richard Gott “Kuralları değiştirebilecek bazı yeni fizik yasaları keşfedebiliriz” dedi.

Kuantum Kurt Deliği

Kurt Yenikleri Zaman Yolculuğu İçin Tüneller midir?

Bilim kurgu fanatiklerinin bildiği gibi, kurt yenikleri (solucan deliği) [uzay ve zamanda teorik kestirme yollar] zaman yolculuğu portalları için mükemmeldir.

İnsanları geçmişe aktaran en son film 1952 Ray Bradbury romanından uyarlanan bu yazın filmi ‘A Sound Of Thunder’ dir. Bu filmde, bir grup avcı dinozor çağına geri gitmek için bir zaman makinesi yapar, zaman makinesi bir çeşit kurt yeniğine benzer. Orada, olaylar ters gider. Bir avcı bir kelebeği öldürdüğü zaman, bu tarihin gidişatını tamamen değiştirir.

Film eleştirmenler tarafından olumsuz eleştiriler aldı ve hemen sinema salonlarından çekildi. Ama sorular ortaya çıktı – zaman ve zamanda yolculuk olasılıklarının gizemi fizikte en zorlu konular arasındadır, gittikçe artan sayıda bilim adamı bu konu ile ilgilenmektedir. Bilim adamları gerçekten zamanda yolculuk yapmanın yolunu aramıyor. Ama bazıları bunun nasıl yapılabileceğini teorize etmenin – belki uzayda bir kurt yeniği kullanarak – bunu anlamalarına ve hatta fizik yasalarını revize etmelerine yardımcı olacağına inanıyor.

Kuantum Sıçraması

Portekiz Lizbon Üniversitesi’nden astrofizikçi Franscisco Lobo, “Bir ucundan diğer ucuna geçilebilir kurt yenikleri genel göreceliliğin sınırlamalarını araştırmakta gedanken deneyler için çok yararlıdır” (gedanken terimi, teorik olarak mantıklı ama gerçekleştirilmesi pratik olmayan deneyleri tanımlar) dedi.

Cinlerin İnsanlara Oynadığı Oyunlar

Cinlerin insanlarla olan irtibatında cinlerin oyunları tarih boyu sürmüştür. Cinlerin kendilerini deşifre etmek ve insanların kafasında farklı izler bırakmak için oldu çaba sarfetmişlerdir.

Cinlerin, uzaydan geldikleri, insanlarla ilgilendikleri yalanını yutturma yöntemlerinden biri de, deprem, yanardağ patlamaları…v.b. afetler öncesinde, deprem fayları, ley hatları, yer altı maden yataklarının olduğu bölgeler, uzay ve diğer teknolojik lab. ve üsler, nükleer ve askeri tesislerin bulunduğu yerler, eski çağlarda kutsal olarak kabul edilen (ki bunlardan bir kısmı su anda deniz altındadır) yüksek enerji merkezleri (odakları), tesisleri üzerlerinde daha sık görüntü vermeleridir. Bununla birlikte, bunlardan bir kısmının doğal etkenler olduğunu daha önceden belirtmiştik.

Uzaylı varlıkların, uzaydan geldikleri yolundaki görüşe hiç uymayacak türden ilginçliklerinden, çelişkilerinden biri de, bunlar bir taraftan güya, farklı yıldız sistemleri, galaksiler… v.b. evrenin çeşitli yerlerinden, sistemlerden geldiklerini bu yüzden de farklı evrime uğramaları dolayısıyla farklı sekil ve tiplerde olduklarını söylerken, diğer taraftan da deneklerin gemilerde gördükleri gibi, bir türden diğer bir türe ve bazen de kendilerinin tanıdığı kişilere ya da kurbanın görmek istediği suretlere dönüşebilmekte, bu şekilde görünebilmektedirler.

Mesela, önceleri insan suretinde yolda, sokakta,… dostça görünüp onlarla arkadaş olmak, yardım talebinde bulunmak suretiyle yaklaştıkları bu insanları, bir nedenden ötürü bir yere götürüp orada beliren uçan dairelerin içine almaları ve en sonunda bu dostun suretinin değişerek bilinen uzaylı tipine bürünmesi gibi. Çok ilginçtir ki, uzaylılarla hiçbir ilgisi olmayan ve çok çok eski zamanlardan beri insanlara çeşitli şekillerde musallat olan, ıssız eski köy yollarında, mezarlıklarda, tekinsiz evlerde olmadık suret ve olaylarla insanların karsısına çıkan, arada bir de suretten surete dönüşen Cinler, “uzaylılar” diye ortaya çıkan varlık tipleriyle tıpatıp aynıdır. Bunlardan daha sık görüneni ise, bildiğimiz uzaylı tipi yani, koca üçgen kafalı, büyük gözlü, kılsız, burnu ve ağzı küçük olan cüce tipidir.

İnsanların hayal dünyalarına hükmetmek suretiyle gerçekmiş, maddeselmiş izlenimi, görüntüsü veren bu varlıkların uzaylı olamayacağını gösteren bir önemli kanıt da bu uzaylı tipleridir. Bunlardan kimi, insan suretinde ama uzun boylu, beyaz tenli sarısın ya da kızıl, mavi gözlü, çok güzel ve yakışıklı görünmekte olup (ki bunlara, İskandinavyalılara benzediği için kuzeyli anlamına gelen Nordik ismi verilmekte) kimi, bildiğimiz uzaylı tiplerinde kimi, gorillere benzeyen türlü, türlü kıllı yaratıklar biçiminde kimi de, sürüngen ya da kus kafalı olup belden aşağısı insan veya başka bir yaratık, belden üstü de ayrı bir yaratık suretinde görüntü vermektedirler.

Görüldüğü üzere bunlar, hep dünyadan bildiğimiz, dünya üzerinde yasamakta olan insan ya da hayvan türlerinden varlıklardır. Bunlar gerçekten uzaylı olsalardı, çok çok farklı suretlerde, bizlerin hayal bile edemeyeceği türde olmaları gerekirdi. Çünkü evrim bunu gerektirir. Oysa, durum bunun tam tersi.

Bu türden uzaylı görüntüsü vermelerinin önemli bir başka nedeni de, bir yandan ulaşılamayacak derecede çok güzel görüntü vererek, insanların kökeninin aslında kendileri oldukları imajını vermek suretiyle bizleri küçük göstermek, diğer yandan da, hayvan türü yaratıklar seklinde görünerek insanların yaratılısı, sahip oldukları yetenek ve idrak kapasitesince hayvanlardan da daha aşağı olduğunu vurgulamak böylece, dalga geçim, bizleri aşağılayarak egolarını tatmin etmektedirler.

İnsanların halife özelliğiyle yaratılmış olduğunu hazmedemeyen ve benlikleri aşırı derecede güçlü olan şeytani vasıflı Cinler, her fırsatta insanları aşağılık, seviyesiz, ilkel; kendilerinin ise üstün ve her şeye hükmedici olduklarını göstermeye çalışmaktadırlar. Bu özelliklerini, ortaya koydukları tüm senaryolarda açıkça görebiliriz.

Bir başka çelişki de, bazı uzaylılar tarafından verilen bir kısım bilgilere göre, bu dört tipleme içinde insan suretinde olan türün bunların en akıllısı, en zekisi ve tümünün üstatları oldukları, diğerlerinin ise, bunların altında, onların hükmettiği, programladıkları varlıklar olduğu söylenmektedir. Halbuki, başka yerlerde de diğerinin, geri kalanların başı ve önderi olduğu belirtilmektedir ki tüm bu çelişkili ifadelerin en önde gelen sebebi, Cinlerin kendi aralarındaki üstünlük kavgasını uzaylı kimliklerine yansıtmalarından ibarettir. Sonuçta, uzaylıların bu tutarsız hareketleri bize, bunların gerçek olmadığının kanıtlarını açıkça göstermektedir.

Çok keskin bir zekaya sahip olan Cinlerin, insanların hayal dünyalarıyla istedikleri gibi oynamaları, ortaya koydukları senaryolar sınırları zorlamakta, ipin ucunu iyiden iyiye kaçırmaktadırlar. Aslında, sıradan bir aklın küçük bir analiziyle bile bunların gerçek olamayacağını gösteren böyle bir hayal de, güya uzay gemilerine götürülenlerden hepsi zorla kaçırılan insanlar olmayıp bazıları gönüllü olarak tamamen eğitim amaçlı olmalarıymış.

Kaçırıldığını söyleyenlerin bir kısmı, ameliyatlarının hemen akabinde geri gönderilirken kimi de, ameliyat sonrası insanları çeşitli konularda bilgilendirmek daha doğrusu çaldıkları minareye kılıf uydurmak için mesela, Venüs’e, Mars’a, Satürn’e, Ay’a ve bilhassa Dünya’dan hiç görünmeyen Ay’ın karanlık yüzüne ya da başka yıldız sistemlerindeki gezegenlerin yörüngesinde hareket eden dev uzay gemilere alınarak gezdirilmekte, teknolojileri, uygarlıkları, uçan dairelerin çalışma prensipleri, insanlık için amaçları ve insanların ev ödevlerini yapmadıkları taktirde baslarına neler geleceği ile ilgili, öğütler verilmekte, oralarda yasayan halk ve yasam formları (ki bu kendilerininki de olabilmekte) hakkında görüntüler seyrettirilip detaylı bilgiler sunulmakta, bazıları da orada hiçbir koruma önlemi almaksızın çıkıp gezebilmekte, oradaki yasayan varlıklarla da rahatlıkla çeşitli yakın ilişkilere geçebilmekteymişler. Bunların yanında o kişilere, insanların evrendeki yeri, geleceği, Yaratıcıyla olan bağlantıları ve sistemle ile ilgili çeşitli bilgiler de sunulmaktaymış. Tüm bunları tek kişi deneyimleyebildiği gibi, bunlara nispetle az sayıda görülen bir den fazla arkadaş grubu da bunu deneyimleyebilmekteymişler.

Bununla birlikte, bu tür olayları yaşamış olan sözüm ona lider konumundaki kişiler, uzaylılardan gelen bir biçimde 5-6 yas gibi daha küçük yaslarda iken (cinlerin bilhassa bu yastan itibaren kendilerine yatkın, beyinleri hassas insanları etkilemeye başladıklarına başka yazılarımızda değinmiştik) onlarla bağlantıya diyaloga geçmekte, gemilere alınmakta ve onlar tarafından belli özellikler, güçler verilerek beden dışı deneyimler (o.b.e), ışınlama, materyalizasyon, uzaktan görme, algılama… v.b. olağan üstü yeteneklere sahip olmaktaymışlar.

Yine kimileri, o küçük yaslardan itibaren bunun farkında bilincinde iken, kimileri de onlarla açık bağlantıya geçtikleri sırada ya da hemen sonra geçmişte onlarla her an irtibatta olduğunu anlamakta, hatırlamakta ve bu tür normal üstü yeteneklere o andan itibaren sahip olmakta, gözlerindeki perdeler kalkarak her tür ruhsal varlıklarla her an görüşebilmekte, insanlığın gelişimi, evrimi için uzaylılarla birlikte evrensel plandan sorumluluklar yüklenmekteymişler.

Bu tür bağlantılara geçen hemen hemen bütün insanların da yeteneklerinde az ya da çok belli artışlar olmakta bunun sonucunda da metafizik konula eğilmekte, hayatlarını tamamıyla bu temeller üzerine yeniden inşa etmekte, hayatları ve yasama bakış açıları tamamen değiştirmekteymiş.

İster zorla isterse de eğitim amaçlı, gönüllü olsun fark etmez, bu uzay gezileri, birden çok fazla da olabilmekte, tekrarlanabilmekteymiş. Bazen de bu üstün varlıklarla, fiziki beden yerine yine onlar tarafından oluşturulan beden dışı deneyimler dediğimiz, ruhun bedenden ayrılmasıyla da çeşitli ortamlarda, gemilerde… görüşmeler yapılabilmekteymiş.

Kaçırılma olaylarının bu bölümüne baktığımızda da, yine bir yığın çelişkili durumlar, sistemde olmayan birtakım yanılgıların varlığı bulunmaktadır. Öncelikle bunların hayalde yaşanılan şeyler olduklarını gösteren önemli bir olay da, götürüldüklerini söyledikleri uzay araçlarının dıştan çok küçük olmalarına karsın, içine girdiklerinde içinin çok büyük olmasıdır. (Öyle ki, 3 m. çapındaki bir uçan dairenin içinde koridorlar, odalar, araştırma lab…. vs. bulunmaktadır. ) Ayrıca bugün çok iyi bilindiği gibi, güneş sisteminde dünya dışında hayatı barındıracak hiçbir gezegen ve uydu yoktur. Bunlardan kimi yüzlerce derece sıcakken, kimi, birkaç yüz derece soğuktur. Bununla birlikte, bunlardan bir kısmı da tamamen gazdan oluşup üzerine basılacak bir katı yüzeyi yoktur. Dolayısıyla insan ya da uzaylı gibi görünen varlıkların yasaması mümkün değildir. Kaldı ki bir insanın, atmosfer dışında koruyucu bir elbise giymeden bulunması, bizler için hayati önem taşıyan oksijen, basınç, ısı… v.b. faktörlerin yanında, uzaydan ve güneşten gelen kozmik radyasyonlar, insan bedenini saniye mertebelerinde yakması için yeterlidir.

Bunun gerçekten olduğunu iddia edenlerden bazıları da bu olayların, planetlerin maddesel boyutlarında değil de, alt boyutlarındaki ısınsal yapısında gerçekleştiğini söylemektedirler ki bu da mümkün değildir. Çünkü, ısınsal boyutlara ısınsal bedenle gidilir. Maddi beden, o ortamlarda yer alamaz. Üst düzey Velilerin yapmış olduğu bedenen Tayyı Mekân bile, dünya ile sınırlıdır.

Yani, bu bedeninizle ruh boyutunda bulunamazsınız. Keza cehennemde insan, Ruh (Nari) bedeni, cennette de, Nur bedeniyle yasama devam eder. Madde beden ise, önce toprağa karışıp çözünecek sonra da günesin dünya ve diğer birkaç planeti yutmasıyla, yeryüzüyle birlikte buharlaşacaktır. Her beden bulunduğu boyutun şartlarına tabi olarak mevcut olup, bir boyuttan diğer boyuta geçirte hükmünü yitirir.

eğer bunlar uzaylıların yani Cinlerin gücüyle O. b. e yoluyla yapılan seyahatlerse; o zaman bu varlıkların, iddia edildiklerinin aksine uzaylı değil, bizim paralel boyutlarımızda yer alan Nari boyutun varlıkları Cinler olduğu ortaya çıkmaktadır ki bu yollu, sözüm ona seyahatlerin varlığını bir yukarıda belirtmiştik. Aynı şekilde, uzaylı varlıkların da insani özellik gösterip dünya atmosferine hemen adapte olmaları, mikroplara karsı enfeksiyon geçirmemeleri, hastalanmamaları da çok büyük bir çelişkidir.

Bunun yanında, insanların yaptıklarının karşılığı olarak baslarına gelecek şeyler için hiçbir yaptırımları olmadığını, hiçbir ise karışmadıklarını ifade eden uzaylıların binlerce, milyonlarca ışık yılı uzaklığındaki bilmem ne sistemlerinden buralara kadar zahmet edip ekstradan bizleri uyarmalarına da hiç ihtiyaç yoktur. Bu durum mantıklı da değildir. Çünkü bunları sıradan basit bir vatandaş da rahatlıkla düşünebilmekte, aynı söylemleri dile getirebilmektedir.

Bununla birlikte siz, bir üstün teknolojik bilgiyi ya da yasam formlarıyla ilgili… vs. bilimsel verileri bu isin uzmanı olan bilim adamlarına mı verirdiniz yoksa kaçırıldığını iddia eden insanların büyük çoğunluğunda olduğu gibi, hayatı boyunca nereden gelip nereye gittiğini düşünmeyen ya da konuyla ilgisi bulunmayan taksici, sarhoş, çiftçi ya da esnaf… vs. gibi sıradan hayat yasayan insanlara mı?..

Bizim uzaylılar, üstün bilgeliğe, uygarlığa sahipler, ama bu kadar basit, sıradan bir şeyi dahi düşünemiyorlar. Ayrıca, çok büyük teknolojilere sahipler, her şeyden haberleri var, ama tüm bunlara gerek kalmaksızın ya da gerekli tüm bilgileri, en kötüsüyle bir, iki inceleme sonucunda çok gelişmiş haberleşme ağı ile çok rahat öğrenebilecekken bunun yerine hâlâ, insan ya da hayvan kaçırıp inceliyor, yerlerden numune topluyorlar.

Kısacası, hem her şeyden haberdarlar, hem de hiçbir şey bilmiyorlar gibi davranmaktadırlar ki, bu büyük çelişki de bunların uzaylı olmadıklarını açıkça göstermektedir. Binlerce, milyonlarca… ışık yılı uzaklıkları büyük zahmetlerle asıp gelen bu uzay araçları, beyaz sarayın bahçesine ya da Kremlin meydanına inecekleri, resmi ilişkilere geçenekleri yerde parkta oynayan çocukların, insanların ortasına inip içlerindeki araçların dışına çıkarak garip ses tonlarıyla konuşmaları ya da bir şeyler verir gibi yapıp hiçbir şey vermeksizin tekrardan araçlarına binip bir anda yok olmaları, sadece konulardan tamamen uzak insanlara, halka görünmeleri, hem bu türden hem de kitlesel görüntüleri tamamıyla Show amaçlı olup bunların fiziksel olmadıklarının ayrı bir kanıtıdır.

Ayrıca insani yüz ifadelerine, duygulara, davranışlarına sahip oluşları, bulundukları toplumun dillerinde konuşmaları, diyaloga geçmeleri de bunların uzaylı oldukları fikrini zayıflatmakta diğer olayları göz önüne aldığımızda ise, bunun ötesinde tüm bu gerçekliği çürütmektedir.

Bazı insanların belli güçlere, özelliklere sahip olmalarına gelince… Daha önceleri birçok yazımızda değindiğimiz üzere, cinlerin insanlara çeşitli düzeylerden verdikleri birtakım yetenek ve güçler bir; insanların onları çeşitli yöntemlerle etki altına almaları, iki; cinlerin insanları tek yönlü olarak kendilerinden akan bir biçimde etki altına almalarıyla meydana gelmektedir ki büyük çoğunluğu böyledir. İkincisinde tamamen kontrol Cinlerindir.

Uzaylı olayında olduğu gibi. Birçok şeyi cinler yapar, buna karsın çevresindeki insanlar, bunların o kişiden kaynaklandığını sanırlar. Bazen, o kişi de bunun farkında değildir. Bir de bunun yanında cinlerin oyuncağı olan bu kişi, kendi hayallerinde yarattığı ya da onun için yaratılan dünyada, o dünyanın tanrısı olarak dilediğince senaryolar, güçler ortaya koyar ki, bunu da kendisinden başkası bilmez ve görmez.

Cinlerin insanları aldatma yöntemlerinden biri de, insanlara seçilmiş olduklarını, onların ayrıcalıklı bir konumda olduklarını empoze ederek egolarını okşamakta, böylece bu insanlar da, özel kişiler, üstün nitelikli insanlar olduklarını zannederek, o hayallerle ölüm ötesi boyuta geçerler. Bu konuda en önde gelen büyük çelişkilerinden biri de bu uzaylılar, insanları çeşitli planetlere, yıldız sistemlerine, galaksi ve ötesine… ya da farklı, farklı evrenlere (?) çok kısa süreler içinde götürebilmelerine karsın buna kıyasla onlar açısından çok kolay ve basit olan aynı olayı dünya üzerinde bir türlü gerçekleştirememektedirler. Bu insanlardan sadece birini, bırakın ülkeler veya şehirler arasını bir semtten diğer bir semte, mahalleye bile götüremiyorlar. Anlaşılacağı üzere, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi bu olayda da, somut olan hiçbir şey yok. Olmadık soyut hayaller ise, oldukça çok.

Kenan Keskin

Yakın Tarihte Cinciler ve Cin Araştırmaları

Eliphas Levi takma adıyla ünlü, Dogme et Rituel de la Haute Magie kitabının yazarı Alphonse Louis Constant, 19. yüzyılda modern cinciliğin de temelini atmış oldu. Maji ile ilgili ilginç fikirler üretmesine rağmen, Eliphas Levi hayatında yalnız bir kere bu sanatın pratiğine yeltenmiş, o olayda da her şeyi berbat edip deneyi yarıda bırak*mıştır: Levi bir gün okuduğu kitapların etkisinde kalarak, Tyana’lı Apollonius’un ruhunu çağırıp cinlerle ilgili sorular sormak istemiş. Ge*cenin uygun saati gelince, evinde bu iş için hazırladığı odaya mangalı yerleştirmiş, asasını eline alıp cüppesini giymiş ve heyecan içinde dört bir yana işaretler çizerek tılsımlı sözleri okumaya başlamış. Ama, ne bir cin gelmiş ne de Apollonius’un ruhu. Bu sefer yeni baştan işe ko*yulmuş, heyecandan da elleri titriyormuş. Tam asasını ileriye doğru uzatarak “görün, ey yüce Apollonius!” diye bağırırken, koluna sanki birisi dokunuyormuş gibi bir hisse kapılınca, korkudan şak diye oraya yığılıp kalmış. Levi bu ödlekliğini kamufle etmek için, “mangaldaki odun kömüründen çıkan gazlar beni fena etkiledi”, der. Ama, aslında Levi’nin ne denli marifetli bir cinci olduğunu göstermeye yetiyor bu olay.

Eliphas Levi’nin Fransız okültistleri arasında olduğu kadar bütün Avrupa’da da ünü yaygındı. Ancak, bu alanda asıl hamleyi İngiltere’de 1887 yılının sonunda kurulan The Hermetic Order of the Golden Dawn adlı gizli cemiyetin üyeleri yaptı. Kurucularından egzantrik ruh*lu İskoçyalı Samuel Liddell MacGregor Mathers (son iki adı kendi uydurmuştur), aslında hiçbir baltaya sap olamamış ama zeki ve bilgili bir adamdı. Rosenroth’un Kabbalah Denudata adlı eserini tercüme ederken yazdığı uzun giriş bölümünde, Yahudi Mistisizmini gayet iyi anladığı görülmektedir.

Kabalistik sisteme göre on Sephiroth’dan oluşan kainatın cinlerle ilgili bölümünde, Mathers her bir gezegene uygun gelen cin isimlerini şöyle sıralar: Yer’de Nahemoth, Ay’da Gamaliel, Merkür’de Samael, Venüs’te Harab-Serapel, Güneş’te Tagaririm, Mars’ta Galab, Jüpiter’de Gamchicoth, Satürn’de Satariel, Burçlar Kuşağı’nda Chaigidel, Esas Devingen’de Thamiel.

Golden Dawn cemiyetinde üstadlar çok bilgili ve deneyimli olduklarını iddia etmelerine rağmen, kısa sürede birbirlerini çekemez hale gelirler ve sonunda büyük bir cinler savaşı patlak verir. Mathers gibi dikkafalı bir adamın otoritesine karşı çıkan diğer büyücü ise Aleister Crowley adındaki bir başka kendini beğenmiş İngilizdir. Her iki büyücü, karşılıklı olarak cinlerini harekete geçirirler ve sonunda Crowley, Mathers’a ağız dolusu küfürler yağdırarak cemiyeti terk eder.

Modern cincilerin babası olarak büyük rağbet gören Crowley, simyadan astrolojiye kadar her konuda bir sürü kitap yazmıştır. Kendisini Edward Kelley’in reenkarnasyonu olarak ilan etmiş, aynı zamanda da Kutsal Kitap’ta adı geçen Deccal olduğunu söylemiştir. Enochian Majisi’ni en iyi kendisinin bildiğini iddia eden Crowley, Aiwass adındaki bir cinin etkisiyle yazdığını söylediği The Book of tbe Law adlı eserinde, insanın yalnızca kendi iradesine tabi olarak yaşaması gerektiğini savunur.

Crowley’in aşırı içki ve uyuşturucu kullanma alışkanlığının yanısıra, okul yıllarından kalma vazgeçemediği homoseksüel ilişkileri, cinlerle irtibat kurma yöntemlerinde tuhaf usuller icat etmesine yol açmıştı. 1914 senesinde Paris’teki çalışmalarında, tanrı Jüpiter ve Hermes’e bağlı cinleri ele geçirmek bahanesiyle gözüne kestirdiği bir erkek*le günlerce odasına kapanmış, ama sonunda sarhoş ve bitkin bir halde cinleri elinden kaçırdığını söylemişti. Birlikte cinlerin güçlerine sahip olacağız diyerek kandırdığı kadınlar ve erkeklerle düzenlediği toplu seks alemlerinde bol miktarda içki ve uyuşturucu kullanması bir yana, Crowley’in bu alanda yaşamış en renkli kişilerden biri olduğu muhakkaktır. Günümüzde bazı cemiyetlerde Crowley’in gelmiş geçmiş en büyük üstad olduğu kabul edilmekte ve dolayısıyla onun icat ettiği cinsel sapıklıklarla dolu cin çağırma ayinlerine de devam edilmektedir.

Magick in Theory and Practice adlı kitabında, Crowley satırlar arasında bu işin aslında yazılıp çizilenlerden çok farklı bir biçimde gerçekleştiğini hissettirir okuyucuya. Ama, Anglo-Sakson geleneği olarak, Britanya adasından çıkan cinciler “drama”nın etkisinden kurtulamamışlar ve saatler süren saçma sapan ritüellerle, gizli güçleri çağırma veya davet etme operasyonlarını adeta bir panayır tiyatrosu sahne*sine benzetmişlerdir. Oysa bütün bu işlemlerin özündeki başarı faktö*rü, insanın kendi benliğindeki gerekli değişimi ne ölçüde yapabildiği*ne bağlıdır.

Cinlerle olan ilişkisi bakımından, çağımızda yaşamış farklı bir İngilizden, Austin Osman Spare’den de bahsetmek gerek. Bu sanatçı, çocuk denecek yaşta iken, kendisinden hayli yaşlı ve cadı olduğunu söyleyen tuhaf bir kadınla karşılaşmış. Spare’in “cadı annem” dediği bu kadın, ona cinleri nasıl çağıracağını ve elementalleri nasıl görebile*ceğini öğretmiş. Zengin bir imajinasyon yeteneği olan Spare, aynı zamanda başarılı bir sanatçıydı. “Cadı anne”sinden öğrendiği tekniklerle gördüğü vizyonları çok canlı bir biçimde resmetmiştir. 1913′te yayınlanan The Book of Pleasure – Psychology of Ecstasy adlı kitabında da, uyku ile uyanıklık arasında yaşadığı ilginç deneyimlerini anlatmıştır. Spare’e göre, insanüstü güçler, şuuraltının en derin bölgelerinde sı*kışıp kalmıştı. “Atavistic Resurgence” dediği bir yöntem geliştiren Spare, bu tekniği uygularken iki tanık ile birlikte çalışıyordu. Deneylerin yoğun etkisine dayanamayan tanıklardan biri daha sonra intihar etmiş, diğeri ise aklını yitirmiştir.

Osman Spare’in Atavizmi, insanın en eski çağlardan bu yana beraberinde getirdiği şuur birikimleri kavramına dayanır. Bu teoriye göre, günümüzün insanı, tarih öncesi çağlarda yarı insan yarı hayvan biçiminde bir yaratık olarak yaşamını sürdürürken, şimdikinden çok farklı güçlere ve arzulara sahipti. Aynı zamanda, cinler ve diğer doğaüstü yaratıklar ile çok yakın bir ilişki içindeydi. Çağlar boyunca devam eden insanlaşma süreci içinde bu özellikler kaybolmadı, ama hep şuurun alt bölgelerine itildi. Bu kabuklaşmış şuuraltına girildiği takdirde, uyuyan bir canavar gibi bekleyen güçleri açığa çıkarmak da mümkün olacaktı. Bulduğu yöntem ile Spare, bu güçlere ulaşabildiğini iddia et*miştir.

Cadı annesi, Spare’i cadıların geleneksel Sabbath ayinine de sokmuştur. Bu ayinlere defalarca katıldığını iddia eden Spare, toplantıların bildiğimiz fizik alemde değil de farklı bir şuurluluk halinde girilen fizik ötesi bir ortamda gerçekleştiğini söyler. Sık sık “bilinen mekanın dışındaki bir mekan”dan söz eden Spare, bu ortama belirli bir şuur transformasyonundan sonra aniden girildiğini anlatmaktadır. Sanatı ile yaygın bir üne kavuşan Spare, kendisine duyulan hayranlıktan ve gös*terilen ilgiden hep kaçmıştır. 1956′daki ölümüne kadar, Londra’nın güneyindeki sefil bir mahallede çok sevdiği kedileri ile birlikte insanlar*dan uzak bir yaşam sürdürmüştür.

Powered by WordPress | Find Cheap Cell Phones at iFreeCellPhones.com. | Thanks to Palm Pre Blog, Video Game Music and Car Insurance